Çarşamba, Mayıs 30, 2007

Yedikule Hayvan Barınağı'na yardım ediyoruz, bugün çok huzurluyum...

Sokaklarda sahipsiz, aç kalmış, insanlar tarafından eziyet edilmiş, yavruyken bir heves alınıp azıcık büyünce bıkılıp sokağa atılmış hayvanları gördükçe içim burkulur. Bir haber bülteninde savunmasız bir sokak köpeğinin canlı canlı çöp konteynırına atılması(canlı canlı diyorum, konteynır içine atılan çöpleri daha az yer kaplasın diye sıkıştıran bir alet!) ve o köpeğin son kez kameraya bakışı gözümün önünden hiç gitmez ve ömrüm boyunca da gitmeyecek.

Ama bu hayvanlara yardım etmek sanıldığı kadar kolay iş değil. Yaşamaları için barınak lazım, hastalanmamaları için barınakların dezenfekte edilmesi lazım, ve de yaşamlarını sürdürebilmeleri için yiyecek lazım. Bunları bireysel çabalarla sağlayabilmek çok zor.

Benim hep hayalini kurduğum barınağı Fatih Belediyesi yapmış, Yedikule Hayvan B
arınağı. http://www.fatihbelediyesiyedikulehayvanbarinagi.com adresinde siteleri de var. Çok güzel tasarlanmış, hayvanların çok temiz ve sevgiyle bakıldığı bir barınak.


Yaklaşık 2000 civarında evcil hayvana bakıyorlar, tedavilerini üstleniyorlar, ve karınlarını doyuruyorlar. Bu maliyetleri karşılayabilmek için de sitelerinden hayvanseverlere acil ihtiyaçlarının karşılanması için çağrı yapıyorlar.

Ben de bu oluşumun başındaki, o barınağa kendisini adamış Meral Hanım ile e-posta yoluyla temasa geçtim. Meral Hanım 1 litre sütün bile kendileri için çok önemli olduğunu söyledi. Kuru mama ve süt sıkıntısı çektiklerini söyledi.

Bir kerelik bir yardımdan çok düzenli olarak yardım edebilmek önemliydi. HedefBilgi Bilişim Akademisi olarak eğitim gelirlerinin bir bölümü ile bu kuruma düzenli olarak yardım etme kararı aldık. Acil ihtiyacın karşılanmasına yardımcı olmak amacıyla 50 litre süt ve 15 kg. kuru mama siparişimiz sabah ellerinde olacak.

İnsanlar olarak doğadaki birçok canlının yaşama hakkını elinden aldığımızı düşünüyorum. Onların birazcık daha şefkate ihtiyaçları var. Bu barınakta da şefkate doymuş gözüküyorlar. Bizim de çorbada az da olsa tuzumuz olacağı için bugün çok mutluyum ve çok huzurluyum. İmkanı olan herkesi de bu şirin barınağa mama alarak, süt alarak, veteriner giderlerine katkıda bulunarak yardım etmeye çağırıyorum.

Bora YÜRET
30 Mayıs 2007, Ankara

Perşembe, Mayıs 24, 2007

Anafartalar'da Al Bayraklar Var, Korkan Yok!!!

Terör çirkin yüzünü bu sefer Ankara'nın en kalabalık bölgelerinden birinde gösterdi ve 6 kişinin ölümüne, 100'e yakın insanın da yaralanmasına sebep oldu. Terörün amacı korkutmak, sindirmek ve isteklerini kabul ettirmektir. Ama Türk halkı ne zaman korkutularak sindirilebilmiş ki? Buna kimin gücü yeter?

Anafartalar Çarşısı esnafı hain saldırının ertesi günü güne çarşılarını bayraklarla donatarak başladılar. Terörle bir şeyler elde etmeye çalışan hainlere, korkaklara ve karanlık güçlere en güzel dersi verdiler.


Uzun süredir Anafartalar çarşısı'na gitmemiştim ama açılır açılmaz destek olmak amaçlı ben de gideceğim. Türk Milleti kurşunlarla, bombalarla ve hain saldırılarla yıldırılamayacağını gösterecek, bu hain saldırının cevabını verecektir.

Asil, şerefli ve cesur Türk Milleti'nin bir ferdi olmaktan her zaman gurur duydum, duymaya da devam edeceğim.

Bora YÜRET
24 Mayıs 2007, Ankara


Çarşamba, Mayıs 16, 2007

tutorial = eğitmen? O zaman ben tutorial mıyım?

Beni tanıyanlar Türkçe konusundaki titizliğimi bilirler. Buna rağmen eğitimlerimde her kelimeyi de Türkçeleştirmeye çalışmam. Örneğin "redo log" terimini olduğu gibi kullanırım. Çünkü sektör tarafından kabul görmüş ve kesinleşmiş bir Türkçe karşılığı olduğunu düşünmüyorum. Ama "eğitim" yerine "training" demem. Kartvizitim İngilizce değilse ünvanımı "eğitmen" olarak belirtirim, "trainer" olarak değil.

Son zamanlarda zamanımın büyük bir bölümünü eğitim dökümanları yazarak geçiriyorum. Sorun da burada başladı. Çok sık olarak "tutorial" kelimesini kullanmak zorunda kalıyorum. Buna karşılık olarak "eğitim dökümanı" terimini kullanabilirim ama daha kısa bir Türkçe karşılığı varsa öğrenmek amacıyla http://www.tbd.org.tr/genel/sozluk.php adresindeki TBD Bilişim Terimleri Karşılıklar Sözlüğü'ne baktım. Sözlüğün önerdiği karşılığı görünce şaşırdım, "tutorial = eğitmen" diyordu.

Bunun doğru bir karşılık olduğunu düşünmüyorum. Eğitmen denilince aklımıza bir dökümandan çok bir kişi geliyor. Ama sonra çalışma grubu'ndaki kişilere baktım, son derece tecrübeli kişiler var. Bu kelime onların onayından geçmiş.

Şimdi aklım karışmış durumda. Eğitim dökümanı soran kişilere "Siteme bir eğitmen koydum, oradan bakabilirsiniz" dediğimde acaba anlatmak istediğim şeyi anlayabilecekler mi? Ya da bir yabancıya yaptığım işi anlatırken "I am a tutorial" desem hakkımda ne düşünür?

Eğer yabancı terimlere karşılık TBD(Türkiye Bilişim Derneği)'nin veya TDK(Türk Dil Kurumu)'nın önerdiği karşılıkları kullanacaksak, üzerinde biraz daha titizlikle çalışılması gerektiğine inanıyorum.

Ben "tutorial" yerine "eğitim dökümanı" demeye bir süre daha devam edeceğim sanırım. "tutorial" kelimesinin daha iyi bir Türkçe karşılığını bilenler varsa da bora@hedefbilgi.com adresine gönderebilirlerse sevinirim.

İyi çalışmalar,

Bora YÜRET
16 Mayıs 2007, Ankara

Pazartesi, Mayıs 14, 2007

Fenerbahçe'nin şampiyonluğunu kutluyorum...

Fenerbahçe bu hafta Trabzonspor ile berabere kalarak şampiyonluğunu ilan etti. Bir Galatasaray'lı olarak, 3 büyüklerin çok da başarılı olamadığını düşündüğüm bu sezonda şampiyon olan Fenerbahçe'yi ve Fenerbahçe'lileri kutluyorum.

Biz Galatasaray olarak bu sezon bir türlü sorunlarımızı aşamadık ve şampiyonluk potasından uzaklaştık. Galatasaray'lıların heyecanını kaybetmeye başladığını ve acil bir yönetim değişikliğinin gerekli olduğunu düşünüyorum.


Bu hafta Galatasaray-Fenerbahçe maçı var. Galatasaray'lılara yakışan, şampiyonluğu bileğinin hakkıyla elde etmiş olan Fenerbahçe'yi en güzel şekilde ağırlamaktır. Geçen hafta Chelsea, ezeli rakibi olmasına rağmen İngiltere Süper Ligi'nde şampiyonluğunu ilan eden Manchester United'lı futbolcuları kendi sahasında alkışlarla karşılamıştır.

Biz de Türkiye'de bu tür manzaraları görmek istiyoruz. Fanatizm hayatın her dalında zararlıdır ve futbol taraftarlarına da giderek daha fazla bulaşmaya başlamıştır.

Galatasaray'a ve Galatasaray'lılara yakışan, şampiyonu hakettiği gibi alkışlarla ve çiçeklerle karşılamaktır.

Görüşmek üzere,

Bora YÜRET
14 Mayıs 2007, Ankara

Pazartesi, Nisan 30, 2007

İNSAN, SAĞLIĞINI PARAYLA SATAR MI?

Yaklaşık 1,5 ay önce Çayyolu'ndan Dikmen'e taşınmıştık. Ev sahiplerinden nedense yüzümüz bir türlü gülmüyor. Kira hep tam ödensin, evin de hiç masrafı olmasın istiyorlar. Çayyolu'ndaki evin kapısının çok eski bir ahşap kapı olması nedeniyle ev sahibine çelik kapı taktırması gerektiğini iletmiştik. 2-3 kere yaptığımız çağrılara cevap alamayınca biz de taşınmaya karar verdik ve Dikmen'e geldik.

Geçtiğimiz akşam köpeğim Daisy'i gezdirdikten sonra eve dönerken çatıdaki vericiyi farkettim. En üst kattayız, tam bizim evin üstünde duruyordu. Hemen yöneticiye gittim, yaklaşık 10 senedir durduğunu söyledi. Bu tür baz istasyonlarının meskun mahalde böyle gelişigüzel takılamayacağını, 30-35 metrelik direklerin üzerinde durması gerektiğini söyledim. "Şikayet etmediniz mi?" dedim, baz istasyonunun apartmandakilerin onayıyla takıldığını söyledi. Yani Turkcell bu ev sahiplerine her yıl belli bir para veriyor, bunlar da baz istasyonuna ses çıkarmıyorlar.

Ama bu cahillik! 10 sene önce bu baz istasyonunun zararlarını bilmeyen insanlarla 10 yıl boyunca bozulamayacak bir anlaşma yapıyorsun, anlaşma bozulursa da yüksek miktarlarda tazminat talep ediyorsun. Bunu yapabilmek için de insanların en zayıf yanını, parayı kullanıyorsun.


Yan apartmanda oturan ev sahibi ile görüştüm, "birşey yapmaz, zararı yok" dedi. Zaten apartmanda benim dışımda herkes bilim adamı, elektromanyetik uzmanı. Kimsenin en ufak bir şüphesi yok.
"O zaman neden bütün çatıyı kurşun plakalarla kaplamışlar?" diyorum, ev sahibi "işte zarar vermesin diyeeee" diyerek biraz önce öne sürdüğü bilimsel tezi kanıtlıyor. Ve bu insanlar sağlıklarını apartmana yıllık ödenen belli bir para karşılıında Turkcell'e satıyorlar. Yazık, gerçekten yazık.



Turkcell gibi bir şirket için yüksek bir direk dikip bu istasyonu oraya koymak çok zor olmasa gerek. Ama insanların zaaflarından faydalanarak zor ama sağlıklı olan yerine kolay ama sağlıksız olanı yapmayı tercih etmişler. Umarım bu baz istasyonlarının zararları bilimsel olarak ispatlanır ve bu istasyonların apartman çatılarına dikilmesi kararını veren kişiler de yargılanıp, cezalarını çekerler.

Dikmen'e taşınalı henüz 1,5 ay olmasına rağmen ve taşınmaktan nefret etmeme rağmen, yeniden taşınma kararı almak zorunda kaldık. Yine Dikmen bölgesinde kalacağız ama bu sefer evin bakacağımız özellikleri arasına çevresinde baz istasyonu olmaması da eklendi.

Bunca emek, bunca zaman boşa gitti. Yeniden ev arıyoruz...

Bora Yüret
30 Nisan 2007, Ankara

Cumartesi, Nisan 28, 2007

300 SPARTALI, FAZLA ABARTILI...

Geçtiğimiz hafta 300 Spartalı filmini izleme imkanı buldum. Film bana yıllarca Cüneyt Arkın'a haksızlık ettiğimizi düşündürdü. İnanılmaz abartılı savaş sahneleri, Persler'in sahip olduğu garip garip yaratıklar, ve 120.000 kişilik Pers ordusuna direnen 300 spartalı. Ama ne direnme, geçidin başına Spartalılar geçmiş, gelenleri biner biner öldürüyorlar. Yorulma filan yok tabi ki.

Persler birlikte ok attığında sözde güneş kapanıyor, ama Spartalılar kalkanlarının arkasına saklanıp eğlenerek kurtuluyorlar. Nedense Perslerin aklına molotof kokteyli tarzı alevli bir silahı hep birlikte atmak gelmiyor, atsalar 300 Spartalı 300 pirzolaya dönüşecek, ama film bu ya, akıllarına gelmiyor. Aşağıda filmde okların atıldığı bir sahneyi görüyorsunuz:


Tarihinde kahraman olmayan Yunanlılar, kendilerine böyle mitolojik kahramanlar yaratma peşinde. Truva, 300 Spartalı gibi filmlerle kendilerine sahte kahramanlar yaratmaya çalışıyorlar.

Biz ise 20. yüzyılın gördüğü en büyük savaş kahramanı olan Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını coşkuyla anlatan filmler yapamıyoruz. Yapılanlar da belgesel olmaktan öteye gidemiyor.

Bora Yüret
28 Nisan 2007, Ankara


Perşembe, Mart 29, 2007

BİLİŞİM MESLEĞİ AHLAK İLKELERİ!!!

Çalışma hayatında bazen öyle insanlarla karşılaşıyorsunuz ki, aklınıza ne yazık ki her bilişimcinin sahip olamadığı bilişim mesleği ahlak ilkeleri geliyor. O yüzden, bu ilkelerin yayılmasına bir nebze olsun katkıda bulunmak amacıyla Türkiye Bilişim Vakfı'nın hazırladığı Bilişim Mesleği Ahlak İlkeleri'ni burada da yazmak istedim.

BİLİŞİM MESLEĞİ AHLAK İLKELERİ BELGESİ

Bir bilişimci, mesleğinin gereklerini yerine getirirken;

1. Temel İlkeler

i. Toplumun ve bireylerin güvenliğini, sağlığını ve esenliğini gözetir.
ii. Adil, dürüst ve güvenilir olup, tüm insanlara karşı hiçbir ayrım gözetmeksizin eşit davranır.
iii. İnsanların özel yaşamına, saygınlığına ve iyelik haklarına saygı gösterir.

2. Genel Mesleki Yükümlülükler

Mesleğiyle ilgili her türlü davranış, çalışma ve ilişkilerinde en yüksek ahlaki değerler doğrultusunda hareket eder ve sorumluluk üstlenir.

i. Mesleği ile ilgili yasa, kural ve standartları öğrenir, izler, onlara uyar.
ii. Sahip olduğu mesleki bilgi, beceri ve deneyimleri kişisel ve kurumsal çıkarlara zarar vermeksizin paylaşır.
iii. Bireylere ve kurumlara ilişkin özel bilgilerin gizliliğine ve korunmasına özen gösterir.
iv. Bağlı olduğu yükümlülüklere ve sözleşmelere uyar.
v. Denetimi altındaki verilere dayanarak yapacağı kestirim ve saptamalarda gerçekçi ve yansız olur.
vi. Sorumlu olduğu iş çerçevesinde ilgili tarafları çıkarları konusunda bilgilendirir, varsa çıkar çelişkilerinde taraflardan birinin yararına davranmaz
vii. Yolsuzluklara ve dürüst olmayan işlere bulaştığından kuşku duyduğu kişi ve kurumlarla işbirliğine girmez.
viii. Sorumlu olduğu işle ilgili, işverenin bilgisi dışında, kişi veya kuruluşlardan gelebilecek komisyon, pay, prim tekliflerini ve herhangi bir maddi yardımı geri çevirir.
ix. Ücretinin belirlenmesine esas alınacak mesleki niteliklerini tam ve doğru olarak bildirir.

3. Bireysel Yükümlülükler

Teknik yeterliliğini korur, geliştirir ve yalnızca yeterli eğitim, bilgi birikimi ve deneyime sahip olduğu alanlarda kendi isteğiyle görev alır.
i. Mesleki eleştirilere açık olur. Bu eleştirilerin sonucu gördüğü eksikliklerini gidermeye çalışır.
ii. Hatalarını kabul eder ve örtbas etmeye çalışmaz.


4. Toplumsal Yükümlülükler

Toplumun esenliği, sağlığı ve güvenliğine uygun kararlar almadaki sorumluluğunu kabul eder ve toplumu ve çevreyi tehlikeye sokacak etkenleri gizlemez, duyulmasına çalışır.

i. Kendi çıkarını, işvereninin çıkarını ve müşterisinin çıkarını hiçbir zaman toplum çıkarının üstünde görmez.
ii. Kamuya yapılan açıklamalarda yansız ve dürüst olur.
iii. Toplumun bilişim teknolojisi uygulamaları ve bunların doğuracağı sonuçlar hakkında aydınlanmasına ve toplumda gerekli bilincin oluşmasına katkıda bulunur.

5. Ürün ve Hizmetle İlgili Yükümlülükler

Ürünün ve üretim sürecinin en yüksek niteliğe, verime ve etkinliğe ulaşması için çalışır.

i. Sistem gereksinimlerinin belirlenmesinde ve tasarımında, kullanıcıların ve sistemden etkileneceklerin gereksinimlerinin açık olarak ortaya konmasını sağlar.
ii. Ürün geliştirme ve üretim sürecinde yapılan gözden geçirme, denetim ve sınamalarda nesnelliği esas alır ve yapıcı davranır.

6. Meslektaşlar ve İş Arkadaşlarıyla İlgili Yükümlülükler

Meslektaşlarının ve iş arkadaşlarının mesleki gelişmelerine yardımcı olur ve Meslek Ahlakı İlkeleri'ne uymaları için özendirir ve destek verir.

i. Meslektaşlarının ve iş arkadaşlarının görüş, kaygı ve şikayetlerine ilgisiz kalmaz.
ii. Meslek yaşamında ilerlemek için hiçbir zaman meslektaşlarını gerçek olmayan nedenlerle eleştirmek, suçlamak yolunu seçerek onlara zarar vermez.
iii. Meslektaşlarının çalışma ve çabaları sonucu ortaya çıkan ürün ve fikir eserlerine karşı gereken saygı, önem ve dikkati gösterir.
iv. Meslektaşlarının çalışmalarını, kişisel çıkarları için izinsiz olarak incelemez, kullanmaz ve geliştirmez. Eğer herhangi bir şekilde kullanırsa, kaynağını mutlaka belirtir.
v. Henüz patent veya kopyalama hakkıyla ilgili yasal bir hak almamış olsa bile akademik ve mesleki tüm çalışmalara ve ürünlere karşı saygılı olur.
vi. Meslektaşları hakkında bilgi sorulduğunda doğru bilgi verir ve işle ilgili olmayan özel bilgileri açıklamaz.


7. Yöneticilikle İlgili Yükümlülükler

Yöneticilik görevlerini yerine getirirken, kuruluşun başta bilişim ve iletişim kaynakları olmak üzere tüm kaynaklarının etkin, verimli bir biçimde ve sadece yetkili kişiler tarafından kullanılmasını sağlar.

i. Yönettiği çalışanlar arasında ayrım yapmaz, onlara karşı adil, dürüst ve güvenilir olur.
ii. Yönetimi altındaki bilgi akışının zamanında ve doğru biçimde gerçekleşmesini sağlar.
iii. Yönetimi altındaki personelin toplumsal ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirmesine katkıda bulunur ve onları bu konuda özendirir.
iv. Yönettiği çalışanların mesleki gelişmelerine katkıda bulunur, onları bu konuda yönlendirir ve özendirir.
v. Yönettiği çalışanların işle ilgili yaptığı katkılar, buluşlar, bunlardan doğan hakları konusunda adil ve dürüst davranır.
vi. İşe alacağı elemana, iş teklif ederken herhangi bir kişisel çıkar gözetmez, ona çalışma koşullarını tüm ayrıntılarıyla doğru olarak açıklar.
vii. Çalışma yaşamının ahlaki ilkelerini çiğneyerek rakip kuruluştan eleman almaz.
viii. Mesleki yaşamını mümkün olabildiği kadar özel yaşamından ayrı düşünür ve karar alırken profesyonellik ilkesinden ayrılmamaya özen gösterir.

8. İşveren ve Müşterilerle İlgili Yükümlülükler

İşvereni ve müşterileriyle olan mesleki ilişkilerinde daima güvenilir olur ve dürüst davranır.

i. İş alırken ve yükümlülüklerini yerine getirirken politik çevresini, yakınlık ve kişisel ilişkilerini ve maddi gücünü kullanarak haksız bir yarar veya üstünlük sağlamaya çalışmaz.
ii. Kendi işvereninin bilgisi ve izni olmadan ikinci bir işyerinde veya projede görev almaz.
iii. Kendi işvereninin kaynaklarını ve olanaklarını işverenin onayı dışında kişisel işlerinde veya başka bir grubun işlerinde kullanmaz.

9. Bu İlkelerle İlgili Sorumluluklar

Bu "Bilişim Mesleği Ahlak İlkeleri" ne sahip çıkar ve yaygınlaşması için çaba gösterir.

i. Bu ilkeleri çiğneyen veya göz ardı eden kişi ve kurumlara karşı gerekli girişimlerde bulunur.


Çalışma hayatım boyunca rehberim olan bu ilkeleri bu meslekte kaldığım en son güne kadar uygulamaya devam edeceğim.


Bora YÜRET
29 Mart 2007, Ankara

Cuma, Mart 09, 2007

Elfida ve Haluk Levent...

17 Ağustos 1999 sabahı büyük bir acıyla sarsılmıştık. Saat 03:02'de merkezi Kocaeli-Gölcük olan 7.4 şiddetinde büyük bir deprem yaşadık. Bir gün gecikmeli olarak Yalova'ya gittim ve enkaz kaldırma çalışmalarına katıldım. Kulağımız enkazın altından gelebilecek seslerdeydi. En ufak bir ses, bir hayatın kurtulması anlamına gelebilirdi.

Biraz ileride çok tanıdık bir simayı farkettim, Haluk Levent. Yanına gidip gayri ihtiyarı "Haluk abi, burada ne işin var?" dedim. "Ne demek yani, hepimizin burada işi yok mu?" dedi. Söylediğimden utandım, "haklısın abi" diyebildim. Orada aslında çok ünlü sima vardı. Siyasiler vardı, Savaş Ay gibi rating düşkünü gazeteciler vardı, ama hiç kimse elini enkaza sürmüyordu. Herkes izliyordu. Haluk Levent bütün gün bizimle birlikte çalıştı.

Geçtiğimiz günlerde Haluk Levent'in Elfida parçasını dinleme imkanı buldum. Şarkı adıyla, anlattıklarıyla "benim bir hikayem var" diyordu adeta. İnternette araştırdım, Elfida'nın kanser tedavisi görürken 9 yaşında hayatını kaybeden küçük bir kız olduğunu öğrendim. Haluk Levent'in tedavi masraflarını üstlendiği 15'e yakın kanser hastasından biriymiş. Elfida hayatını kaybedince Haluk Levent evine kapanmış. Bu parçayı dinleyince de hıçkırıklara boğuluyormuş.


Yüzün geçmişten kalan, aşka tarif yazdıran
Bir alaturka hüzün, yüzün kıyıma vuran
Anne karnı huzuru, çocukluğumun sesi
Senden bana şimdi zamanı sızdıran

Şımartılmamış aşkın sessizliğe yakın
Kimbilir kaçyüzyıldır sarılmamış kolların
Sisliydi kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu
Yorulmuşsun hakkını almış yılların

Elfida bir belalı başımsın
Elfida beni farketme sakın
Omuzumda iz bırakma yüküm dünyaya yakın
Elfida hep aklımda kalacaksın

Elfida sen eski bir şarkısın
Elfida beni farketme sakın
Omuzumda iz bırakma yüküm dünyaya yakın
Elfida hep aklımda kalacaksın.

Bu parçayı Tarkan'dan dinlesem şaşırırdım, Serdar Ortaç'dan dinlesem şaşırdım, ilişkilendiremezdim. Ama Haluk Levent'den dinlediğimde ve şarkının hikayesini öğrendiğimde hiç şaşırmadım. Bu şarkıyı ancak o acıları gerçekten hisseden bir kişi böyle söyleyebilir.

Şarkıyı bir an önce dinleyebilmek için internetten utana sıkıla mp3'ünü indirmiştim. Bu öğlen de gidip albümünü alacağım. Haluk Levent'in kazandığı paraların doğru yerlere gittiğinden hiç şüphem yok.

Ve hoşçakal küçük Elfida...

Bora YÜRET
09 Mart 2007, Ankara





Cumartesi, Aralık 16, 2006

15 Sene Sonra Zonguldak...

Geçtiğimiz haftasonu 15 sene aradan sonra tekrar Zonguldak'a gitme fırsatı buldum. 9 ve 14 yaşlarım arasında babamın görevi dolayısıyla Zonguldak'ın Hisarönü(Filyos) kasabasında oturmuştuk. Eski komşularımızı ve sokak sokak bildiğim Hisarönü'nü görmek çok güzeldi. Küçük yerlerde komşuluk büyük şehirlerde olduğu gibi değil, daha sıcak. Hisarönü'nde 5 sene oturduk, ama ben 15 sene sonra bile bütün komşularımızı isimleriyle hatırladım, birlikte oturduk, kahvaltı ettik, çay içtik. Çayyolu'nda 2 yıldır oturuyoruz ama komşular adımızı bile bilmez. Beni Daisy'nin(köpeğim) babası diye tanıyorlar :)

Ankara Zonguldak arası 3 saat sürüyor. Büyük şehir hayatından sıkıldığınızda Zonguldak ve Hisarönü iyi bir alternatif olabilir. Hisarönü'nde deniz ve orman iç içe, klasik Karadeniz kasabası.

Aşağıdaki resmi de Devrek'den geçerken yolun kenarında sevimli sevimli yürürken farkettiğimiz yavru köpekle çektirdim. Kuyruğu metronom gibi, sürekli hızlı hızlı sallanıyor :)




Neden bu kadar bekledik bilmiyorum ama bundan sonra Hisarönü'ne sık sık gidip geleceğim. Seyahat edip farklı yerler görmek, büyük şehirlerin alışveriş merkezlerinde hep aynı mağazaların vitrinlerini seyretmekten daha eğlenceli.

Görüşmek üzere,

Bora YÜRET
16 Aralık 2006, Ankara

Çarşamba, Kasım 29, 2006

PAPA, ARTIK GİT LÜTFEN!

Papa artık gitmelisin çünkü biz yabancı bir ülke lideri ya da senin gibi bizde eski halifeliğin eşdeğeri aslında olmayan ve takılmayan bir makamın sahibi geldiğinde, ülke insanlarımızın rahatını unutup seni rahat ettirmek için ilgili ilgisiz bütün yolları kapatıyoruz.

Saatlerce yollarda bekleyen insanlarımızın işgücü kaybını düşünmüyoruz. Sen de Allah bilir bu Ankara ne kadar boş bir yer diyorsundur. Koskoca Eskişehir yolu ve Konya yolu sen geliyorsun diye kapatılmış Papa. Bu kadar önem verileceğini bilsen sık sık gelirdin di mi :)

Sözün kısası Papa, biz senin aslında Türk düşmanı ve Müslüman düşmanı olduğunu biliyoruz. Dini lider kisvesinin altına gizlenerek "Türkler AB'ye giremez" diye siyasi nutuklar attığını da biliyoruz. Bakma salağa yattığımıza, Türk misafirperverliği yüzünden sesimizi çıkarmıyoruz.

Ama şunu bil! Devletler din ile yönetilmez, laiklik ile yönetilir. Allah bize AB liderlerinden çok daha ileri görüşlü bir lideri, Atatürk'ü, nasip etmiş de altı boş olan halifelik kaldırılmış. Ama görüyoruz ki Avrupa hala halifesinden vazgeçemiyor.

Bizi tek ilgilendiren trafiği tıkaman Papa. Sen gelince eve ve işe geç gidiyoruz. Hatta geldiğin gün Ankara trafiğinde olan Hıristiyanlar büyük ihtimalle kelime-i şehadet getirip Müslüman olmuşlardır. Sahte barış nutukları atmayı bırakıp Ankara'dan bir an önce gidersen çok sevineceğiz.

Bora YÜRET
29 Kasım 2006, Ankara

Pazar, Kasım 05, 2006


Ve kar geldi...

Ankara'ya Cumartesi günü mevsimin ilk karı yağdı. Yandaki resim apartmanın arka bahçesinin görünüşü.


Daisy (köpeğim) soğuğu hiç sevmemesine rağmen karda yürüyüş yapmayı çok seviyor. Bu sabah karlar hiç kirlenmemişken uzun bir yürüyüş yaptık.

Şimdi de arabaya kar lastiği alma gibi kışa özgü dertlerimiz başlayacak. Umarım kış geçen seneki kadar sert geçmez.

Görüşmek üzere,

Bora YÜRET
5 Kasım 2006, Ankara

Pazartesi, Ekim 30, 2006

YAŞASIN CUMHURİYET!





İsterse hayat zehrolsun
İsterse refah kahrolsun
İsterse kurşun düşsün yanımıza belimize
İsterse geçinmek için bir dilim kuru ekmek geçmesin elimize.
Halel gelmez bizim ateşimize;
Dünya düşse peşimize
Yer sarsılsa yerinden
Ne senden geçeriz, ne senin eserinden.

Çarşamba, Ekim 18, 2006

Hani Fransa'ya boykot uyguluyorduk?

Geçtiğimiz haftalarda Fransa'nın "Ermeni soykırımı yoktur" diyenleri suçlu sayacağı yasayı meclisten geçirmesiyle ülke olarak boykot uygulama kararı almıştık.

Televizyonlarda da dikkat ettiyseniz Carrefour, Peugeuot, Citroen gibi markaların reklamları arttı. Reklama yatırım yaparak akılda kalıp öbür olayı unutturacaklar.

Dün Carrefour'un önünden geçtim. Otoparkı hınca hınç doluydu. Boykot uygulanmazken bile bu kadar kalabalık gördüğümü hatırlamıyorum. Yani boykotu unutmuşuz.

İşte bizim Ermenilerle farkımız bu. Onlar günlük değil, yıllık, on yıllık, asırlık politikalar uyguluyorlar. Soykırım yoktur diyenlere tüm Ermeni halkı cephe alıyor. Biz ise çok çabuk unutuyoruz. Carrefour'un otoparkı bomboş olursa, firmalar Carrefour'la olan anlaşmalarını iptal ederlerse, hiç kimse Peugeuot, Citroen otomobil almazsa bu firmalar Fransa'da nüfuzlarını kullanırlar. İftarı Carrefour'da yapıp, Fransız şarabı içmeyerek boykot uygulanmaz. Boykot millet olarak Fransa'nın iliğine kemiğine kadar uygulanmalıdır.

Bu arada Fransız nişanını iade eden YÖK Başkanı Erdoğan Teziç hocamıza da sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Sizin gibi dirayetli insanlar YÖK'ün başında değil, hükümetin başında olsa Cezayir vampiri Fransa bize bunları yapamazdı hocam.

Belki de ülke olarak sloganımızı değiştirme vaktimiz geldi.

Ermeni soykırımı yoktur, ama bu kadar üstümüze gelirseniz yakında olacaktır :)

Görüşmek üzere,

Bora YÜRET
18 Ekim 2006, Ankara

Çarşamba, Eylül 27, 2006

E-Eğitim, Olabilir mi?

Bugün e-eğitim ile ilgili bir yazı yazmaya başladım. E-eğitimin avantajlarını ve dezavantajlarını tartışmak istiyorum.

Klasik eğitimle sağlanan öğretim, e-eğitim ile sağlanabilir mi? Klasik eğitimde sınıfta eğitim verirken onlarca hatayla karşılaşıyoruz. E-eğitimde ya da kitaplarda neden bu hatalarla karşılaştığımızdan hiç bahsedilmiyor? Hatalardan arındırılmış bir eğitim mi daha iyi, yoksa hatalarla karşılaşılarak mı daha iyi öğreniliyor?

E-eğitimin de zaman ve mekan özgürlüğü gibi avantajları var. Bu konuları toparlayıp bir yazı hazırlamaya çalışıyorum. Bu konularla ilgili düşüncelerinizi merak ediyorum. borayuret@gmail.com adresine gönderebilirseniz sevinirim.

Görüşmek üzere,

Bora YÜRET
27 Eylül 2006, Ankara

Pazar, Eylül 24, 2006

Çok Kullanıcılı (Multithreaded) Sohbet Uygulaması

Önümüzdeki hafta eğitimde anlatmak üzere Java ile çok kullanıcılı bir sohbet uygulaması yazdım. Henüz ekranları yok, komut satırından çalışıyor. Ekranlarını da ekledikten sonra programı anlatan dökümanı
www.hedefbilgi.com sitesinde Dökümanlar bölümünde bulabilirsiniz.

Bu proje ve dökümanlarını yazma tamamlandıktan sonra önümüzdeki dönemde benzer bir uygulamayı Struts ve AJAX teknolojilerini kullanarak yazıp, dökümanı da siteye ekleyeceğim.

Sohbet uygulamasına daha sonra farklı özellikler eklenebilir. Mesela şifreleme (encrypt) ve çözümleme (decrypt) özellikleri eklenerek üzerinde çalışılan ağ ortamının güvenli olmadığı durumlarda yazdığınız yazıları karşı tarafa şifreleyerek yolladığı için MSN, vb. yazılımlar yerine kullanmayı bile tercih edebilirsiniz.

Görüşmek üzere,

Bora YÜRET
24 Eylül 2006, Ankara

Cumartesi, Eylül 23, 2006

Merhaba,

Yaşadıklarımın bir bölümünü bundan sonra bu blogu takip edenlerle paylaşmaya çalışacağım.

Konular yazılımla ilgili olabilir de olmayabilir de. Bazen Oracle ve Java ile ilgili yazabilirim, bazen de köpeğimle. Eğitimlerim dolayısıyla sık sık seyahat etmek zorunda olduğum için ziyaret ettiğim yerlerle ilgili de yazabilirim.

Yani amacı sadece teknik yazılar olmayan, eğlenceli bir blog olmasına çalışacağım.

Görüşmek üzere,

Bora YÜRET
23 Eylül 2006, Ankara